| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| Anasayfa | Yazar Girişi | Haber Yazı Ekle | Haber Ara | Foto Galeri | Videolar | Anketler | Sitene Ekle | RSS Kaynağı | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
.:: ANA MENU ::.
_____________________ Haber Yazy Ekle _____________________ Canlı MSN Destek _____________________ Ardahan Tarihi _____________________ Dinler Tarihi _____________________ Felsefe Tarihi _____________________ Önemli-Faydalı Linkler _____________________ Sivil Toplum Örgütleri _____________________ www.kuzeyanadolugazetesi.com _____________________ Yemeklerimiz _____________________ Ziyaretçi Defteri _____________________ SON DAKİKA _____________________ Dünya Harikalary
Ziyaretçi İstatistikleri
|
Yazy Boyutu /
Kulp dokuz virajdan insanlık virajlarına dokuz makamlı bir şarkı… Rênas için… Bir ceninin varlığını oluştururkenki dokuz aylık sancısı… Yükselirken ve somutlaştırırken bedenini iç tırmanmaların da derinleştirir kendini… Katmanlarından yukarılara çıktıkça bilinmezliklerine yansıyan oluş virajları… Süreçler… Hadi azalt hızını… Değerlerinin asfaltlara bıraktığı basıncın şiddetini azalt… Biliyorum en olmadık anda artar çağrışımların şiddeti… Yerçekimiyle kültür bombardımanı arasındaki uyum bozarsa barışını iç tırmanışın başlar… Derin bir nefes, zinde refleksler ve eğitilmiş bir sürücü gibi kalmak yaşamında… Hadi azalt hızını… İlk viraja yaklaştığının sembollüdür ilk tehlike uyarı işareti… İlk adım… Döngüye katılmış ilk sperm… İlk grup… Topluluk… Aşiret ve millet olma serüveni… Işık prizmaya değecek birazdan… İlk ayrışma, renk… Her şey özünün açılımını sunacak sana… Coğrafyayla insan benliği arasında ki o kusursuz uyumu… Sırrına eremediğimiz ayetlerin coğrafyanın diliyle yazılımını… İlk virajın şarkısı… Süt: Bedenine ilk sütün yürümesi… Kendi doğana kodlanan üreme, çoğalma ve hayatta kalma bilincinin ilk nüvesi… İlk beslenme biçimin… İlk dış dünyanın resmine alışmanın ninnisi… Bir uyuşturucu… Kurallara alışma sürecinin başlangıcı… Annenin bedenine aldığı besinlerin bünyene uygun dönüşümü… ilk viraj… Düşüş… İlk yatıştırıcı… Bağımlılaştırıcı… Yoksa kim? Ne? Fısıldayacak ki damarlarında ki kana bu düşüşten hayatta kalma gerekliliğini… Süt kanına karışan ilk bağlılık tohumu… İlk viraj… Hayatta kalmana yarayacak ilk besin, beslenme… Ve sana getirilecek bütün yasakların ilk tohumu, sana borç verilen… Annen başka bir bedene somut ilk borcun… İçten dışa bir düşüş… Bedeninize ilk sütün yürümesi… Anne olmak… İçinde büyüttüğünü yaşama hediye etmek belki de ilk kurban ayini… Yine aynı yaşam tehdit ediyor seni… Bedenine ilk süt yürürken ve doğum sancıların sıklaşırken… İlk sütüne karışan korkuların, tutsaklıkların, ezikliklerin tadıyla donatıyor kendini süt… İlk adımda tehlikeyi damarlarına mühürlüyor. İşte ilk şifre… Nedensiz iç daralmalarımızın ilk kaynağı… Gerekliliklerin bizi kuşatmasının ilk rengi… Işık prizmaya düşecek birazdan… Hızını azalt! İlk mucize… Seni secdeye getirecek ilk uygarlaşma süreci… En büyük doğal afet: insan İlk sınavının hiç unutmayacağın tadını aldın… İlk borçtan ilk akışa geçişin makamı… İlk virajı geçtiniz süt yavaş yavaş geri çekiyor kendini. Bedenin normalleşmesi. Beslenme objesinden organa dönüş hali… Yinede sütün ruhu önemlidir. Tedirgindir belki anneniz sizden önceki çocuğunun erken büyümek zorunda kalışından… Savaş ortasında çocuğuna yüklediği sorumluluktan… Yalnızlığını anlaması için ona sütle aktırdığı olgunluktan… doğumuna konsantre olamaz… Bu yüzden siz bir önceki çocuğa duyulan suçluluğun, aidiyetin, sevginin eksikliğini emmişsinizdir ilk defasında… Sonra ağabeyiniz, ablanızla hep çalınmış o olgunlaşmamış süt tadının gerginliğiyle ilişkilenmişsinizdir. Burası yerel bir viraj nede olsa… Dili çalınmış bir yerde sese dökülmemiş fısıltılarla söylenmiştir ninniniz… Yüreği ağzında her an yeni bir kayıbın yaşanacağının gerginliğiyle beslemiştir sizi anneniz… Hem sizin süreciniz kesintiye uğramıştır… Hayvan yavrularının sütünden çalarız… Büyümek, iyi beslenmek, gelecekte sağlıklı olmak için… Savaşların sizden çaldıkları gibi… Gelecek planlara mayalanır hakkınız… Arsız olursunuz belki kopmak istemezsiniz ilk besin kaynağınızdan… İlk virajı geçmekte istemezsiniz büyümekte. Sizin ağzınıza da büyümenin zorunlu tahta parçası yerleştirilir… Evinizden, en tanıdık kokudan ilk uzaklaşmanızdır bu… Yine de hiçbir önlem düşüşünüzün acısını unutturmaz… İlk gidişinizi… Emeklemeye başlamışsınızdır… ilk viraj bitti kontrolü edininceye kadar hız yapamazsınız… İkinci virajın şarkısı: su… Önüne geleni varlığına katma serüvenidir bu… Bolluk, çoğalma… Akıp gitme… Henüz oyunlara, olması gerekeni olması gerektiği gibi söyleme zorunluluğuna varmayışınızdır… Her şeye açık her şeyi taşıyıp sürükleyecek bir hoyratlık… Su adalettir… Zenginlik… Hem ucuz hem onsuz olmazlığın dengesidir… Sudaki vücut miktarıyız hepimiz sudaki kara miktarı… Çokluktur su… Ve devinim… Hayatına giren herkesin rengini taşıdığın, yansıttığın biraz kendi rengine kavuşmanın sancısını çektiğin… Gördüğün her şeyi ezberin olmadan aldığın en özgür olduğun sürecin adıdır bu… ikinci viraj içine çok şey katmanın, acelenin, her sesi yankılamanın, her şeye uyum geliştirmenin rengi… tadı çıkarılması gereken bir viraj… Yol hızına göre esneyecek sanırsın… Tüm el değmemişliğinle sade ve güzelsindir… Notalara, kurallara, sözcüklere, noktalama işaretlerine göre kendini kısıtlamadığın evrendir bu… Oldubittiye gelmektir su süreci… Doğanın kendi diliyle oluşturduğu en estetik tablonun kendiliğinden olma uyumudur… Hiçbir farkındalık, estetik bilinci bu kadar mükemmele ulaşamaz… Su sevginle çoğaltmanın ilk kapısıdır… Kendini değil dışarıyı dinlediğin anlamaya çalışmanın ilk tek başına ayakta kalmanın, ilk yürüyüşün rengidir… Ve her acemiliğin hoş görülen kesiti… Arınmanın geri dönme istemi oluşturan seyirdir… Ne yaparsanız yapın yatağını bulacak ilk yerleşmelerin oluştuğu an… Suyu bir bünyeye dönüştürecek iskeletin yapılanma serüvenidir… Sonra ondan biriktirdiklerinizle kendiniz olacaksınız… Derinlerinizde yüzlerce canlı… Akışkanlıktan durağanlığa geçişin makamı… İkinci viraj bitmek üzeredir… bu viraj önceden haber verilmez size. Yoktur tehlike uyarı işaretleri. Kendiniz bir tehlikesiniz yolda ilerledikçe… O devingen enerjinizin kontrol altına alınması gerekir. Ucuz ve kullanılabilir enerji… Kimse aldırmaz o iki viraj arası biriktirdiklerinize… Düş gücünüz düşmandır, kendinizde geliştirdiğiniz inancınız… Yağmur olursunuz sonra… Gök gürültüsü… Şimşek… Karşı durursunuz belki… Ani bir firen… Asfaltta düşen ani bir hız… Gözlerinizden akan ilk durdurulma hıncı… İlk düşüşünüzü hatırlatır… Anne karnının huzurunu hatırlar hüzün makamları dökersiniz… Çığlığın su sesiyle yankısı… Yol acılıdır artık… Durdurulmanız gereklidir kapatılmış bir bariyerle karşılaşırsınız. Havzalar oluşturulur akışınız dursun diye. Öyle ya insanlık tarihinin biriktirdiklerine ışık olmalı enerjiniz… Coğrafyanızın örselenmesi… İçinizdeki canlıların yaşamları… Başka varlıklarla ilişkilenmeniz… Öyküler… Masallar… Hepsi hepsi tehlikedir artık… Küçüklüğünüze aldırılmaz... Sizin kuralsız akışınız daha tehlikelidir… Küçük çaylar üzerine inşa edilen hidroelektrik santralleri gibi… Bütünlüğünüzün ne kadar zarar gördüğü önemsenmez. asıl olan bir an önce dizginlenip, uygarlar dünyasına kurallara uyum sağlamanızdır… Çevrenizdeki her şey yasaklar zincirine döner bu virajda. İlk tutsaklığınızdır ikinci virajın bitimi… Toplumla, eğitimle, ayıplarla ilk tanışmanız… Suya taş atmak yasaklanmıştır… Belki o taşın sekmeleri size olmadık şeyler hatırlatacaktır… Soğuk bir gerçekçilik… Beton zemine çarpar akışınız… İç dünyanız uzaklaşır size, uçurum derinleşir… Geri dönseniz de kabul etmez sizi içinizdekiler… Tıpkı efsanevi pireliklerin yaşamsılarla kurdukları ortaklıktan sonra kabul edilmemesi gibi kendi evrenine… Sizi besleyen aslında yaşamı da besleyecek olan yaratıcılık yumurtalarının, balıklara dönüşmüş canlıların hepsi enerji fazlası oluşturmak ve sindirmek için… Kana dönüşmektedir su… Çok renkliliğinizi bastırır kırmızının sıcaklığı… Bir diktatörler deryasıdır büyümek… Alacakları bitmeden kendinizle baş başa kalmanız kendinizi hatırlamanız yasak… Başka birçoklukta boğulursunuz… Sesliliğinizi duymak istemez kimse… Susmak, dizginleşmek, beslemek lazım bu toplumsal macerayı… Nehirlerdeki yüzlerce canlının yok oluşunu, üremelerini ve çoğalmalarını engelleyerek daha soğuk ve daha zararlı bir yapıya dönüştürme tehlikesi de varken içinizdekilerde… Sonra en son durakta suyla uğurlayacaklar oysa sizi... Su dökecekler ardınızdan, sizi geri getirsin diye… Günlük kargaşalar bitti… Enerjinizde… İlk tutsaklık… İlk dış müdahale size… Üstelik tekniği gelişkin makinelere dönüşmüş insanlık güçlüdür… İçinizde biriken renkler yansımaya müsait, kendi melodisini oluşturan kendiliğindenliğinizi bitirir… Üçüncü virajın şarkısı: koza Bu bir kendine kapanma sürecidir… Artık salgılarınızdan yeni şeyler yaratma zamanı… Koza… Kendinden yeni bir canlı oluşturma… Uykuya yatma belki… Size sunulanları kemirmek… Yeşille ortaklık… Kırmızının şiddetini unutturup sizi büyümenin uykusuna yatırır… Fazla gün ışığı yok… Dikkatiniz dağılmasın… Ah... Büyümek… Nefes alışverişinizin kontrolü… Koşmak, akmak, karşı çıkmak yok… Beslenip büyümek salgılarının uyuşukluğuyla kabuk değiştirmek belki… Çoğalmaya ilk adım… Aktarım objesine dönüşmeniz… Koza… bu viraj kutludur… Varlık nedeninize gelmek… Kadınsılığa değmek ilk defa… Uyuşturucularınız vardır… Sancısını azaltır beklemeye yatma sürecinin… Durağanlıktan yükselişe geçiş makamı… Üçüncü viraj kendinizi oluşturma süreciyken aynı zamanda kontrol altına alınma sürecinizdir de... Yavaş yavaş örersiniz kozanızı… Size besin olarak sunulan yeşil, insanlığın larvalarını taşır… Özümsediklerinizi yutup asimile ederken, bedeninizde özümsemediklerinizin rengini taşırsınız… Yinede bu süreç sürekli müdahaleler sürecidir… Sürekli hız sınırları, bilgilendirme işaretleri vardır… O kadar çok uyarıcı konulmuştur ki yola acemileşirsiniz… Korkak kullanırsınız aracı… bu viraj uykuyla uyanıklık arası bir virajdır. Tam virajı sonlandırıp uçmaya koyulacağım derken uyanışınıza yeni engeller… Sizi toplumla birleştirme sürecidir… Bir daha karşı çıkmaya yeltenmemenizin önlemleri alınmıştır çoktan… Sürekli artı değer elde etmek için oluşturduğunuz o ipeğimsi yapıdan yeni ürünler oluşturulur… Ve içinizdeki hız tutkusu… Uçma dürtüsü bir daha onarılmayacak şekilde örselenecektir… Başınızı bağlamak gereklidir… Ya evlendirilirsiniz, sorumluluklarınız hatırına susup sürekli önünüze bakarak, uysal… Tüm kurallara uyan esnek refleksler geliştirirsiniz… Yada bir iş bir kariyer sahibi olmanın ilk ara yollarına sürerler sizi… Üstelik tercih şansınız yoktur… Ne istediğinizin sesi boğulmalıdır… Sınavlara adarsınız ömrünüzü baba, anne olmaya… Beklendik davranışlar geliştirirsiniz… İlk çocuğunuz… İlk okuduğunuz ölüm… İlk bölüm… Bu hengâmede oldubitti gelir, ezber kurbanı olursunuz… Özgünlüğünüz alınır ellerinizden… Bir şekilde bağlanmışsınızdır yaşama… İçinizdeki kelebek… Yoğun bir buharda öldürülmüştür… Kabukları pörsümüş bütün ürettiklerinize el konulmuştur… Sadece birkaç numune bırakılır geriye… Kahramanlar… Deliler… Uyumsuzlar… Yaşama tutunamayanlardır onlarda. Biraz ibret olsun diye biraz kuralların dışına çıkma ihtimalinizde başınıza gelecekleri hatırlatmanın objeleridir onlar… Yinede şiirseldirler… Ele avuca gelmeyen ama bir yönünüzü de kendilerine âşık bırakanlardır… Ezberleri bozanlar… Yeni alternatiflerin kapısını aralayanlardır onlar… Serüvenciler… Savaşçılardırlar… Koza evresi bitter yeni viraja açılırsınız… Dördüncü virajın şarkısı: Dağlar Majör kalıpların vazgeçilmez sözcüğü… Rast ve acemaşiran durgun düşünce ve duygularınızı canlandırır… Nabzınız yükselir… Uyku hali yok… Yinede içinizde hep minör iç çekişler… Kahramanlık makamları… Epik bir şiir yazarsınız yüzeylere… çetin bir viraj… Gerçi artık usta sürücüsünüz… Yol dardır… Bir yanınız uçurum… En çok bu virajda kendinizle aranızdaki uçurumun ne kadar derinleştiğini görürsünüz… Dikkatlisiniz kendi içinize düşmemek için… Yükselme dürtüsü hırs yaratır, sizde dünyanın merkezi sanırsınız kendinizi… Tırmandıkça daha yükseği görme isteğiniz artar… Dağlar güvenilirliğin kilidi… Karşı çıkanların sığınağı… Dokusunun gizini size sunmayan zorlu süreç… Dağlar. Doğal epik kahramanlıkları haykırdığınız sesinizin yankısının size haz verdiği süreç… Yine de dur diyemezsiniz, Doyumsuzluğunuza… Tüketip daha diye… Sizi hıza… çılgınlığa sürükleyen bir viraj, oksijen başınızı döndürür… bir sarhoşluk halidir bu viraj… Hırsınız sizi zirveye taşırda… Sis bulutları içinde kaybolabilirsinizde… Yükselişten patlayışa geçiş makamı… Size verilen sorumluluğu en iyi şekilde gerçekleştirmek için koşturursunuz… mavi viraj, gökyüzüne özenti… Sonsuz yükselme isteği… Radikalizm Sadizmin dorukları… Kuşları, kelebekleri anlamak… Baba bakmak biraz… Hırs… En iyi çocukları siz büyütmelisiniz… En iyi kariyeri siz… Birileri aşağıda kalmalı… Yine de tutsaksınız… Kurallar kandırmıştır sizi… İçinizdeki kelebeğin ölüsünü unutmuşsunuzdur çoktan… Sınavlar… Ev, döşemeler, eşya, çoğaltma… o kadar sarhoş bir viraj ki, alkol sınırını aştınız… Neyi kaybettiğinizin farkında değilsiniz… Unutma dönemi… Size biçilen rolün hakkını vermek… Uçurumunuz o kadar sızlatır ki içinizi daha çok, daha büyük, daha saygın olmak için işler yaratırsınız… Yükseldiğiniz oranda zavallılaşmak… Aksak ritim şaşırtır sizi… Makamda öyle… Korkunç bir eğlence… Zirve… Karların biriktiği köşeniz… Yinede körleşmeyenlerde vardır… Onlar o dokuların dehlizlerinde gezinirken karşılaşırsınız bazı… Ölümlerine… Harcanmalarına… Sürülmelerine tanık olursunuz… Kozasından kelebek olup süzülenler… Boyun eğmeyen… Sahiplik edinmeyenler… Ömürlerinin kısalığı ilizyondur. Hep kalanlar hep yazılanlar hep yenilmeyenler onlardır… Ve daha bir sarılırsınız bu viraja… Kaybetmeye tahammülünüz yoktur… Herkeste bir biriktirme hastalığı… Çok kişi tanıma, çok beğenilme, çok âşık olma… Çok kadın, çok erkek, çok sevişme… Hepsi dördüncü virajın alkolik verileri… Tekerleğin bir bölümü uçuruma denk gelir… İçinizi görme ihtimaliniz daha bir hıza iter sizi… Anne olma, koza sürecinizin nasıl baltalandığını hatırladıkça acımasızlaşırsınız... Herkes bir otorite edinmenin beşinde… Epik bir ses tonu edinirsiniz… Majör kalıplardan biçilir elbiseleriniz… Yalnızlaşırsınız… Bencilleşir, doğadan, kendinizden koparsınız… Dünyanın sizi kapsaması süreci… birazdan bitecek viraj… Düz bir alana açılırken soluk soluğa aniden ben ne yaptım diyeceksiniz… Maviden kırmızıya bir geçiş… Beşinci viraj: kırmızı… Gelincik… Sütün beyazından, mavinin sonsuzundan, kırmızının hükmüne… Ölümcül oyunların favori rengi… Tapınma… Ezdikçe ezilen yanlarınız… İç içe dağlar ve savaş ve sanat ve tımarhane… iki viraj birliktedir sanki… Dağlar ve kırmızı… Biri dike tırmanma diğeri içe… Sürekli yer değişme altüst oluş… Ruj… Kadın… Güç… Başarı… Isırma… Jartiyer… Jilet… Kaybetmeye tahammülünüz yok bu virajda… Savaş… Orgazm… Birilerini ezip birilerini öldürdükçe doyumunuz artar… Kana susamak… Sistem kendine benzetmiştir sizi… Artık tehlike değilsiniz edindiklerini kaybetmemek için istediklerini yaptıracaktır size… Sizi kendinize vurduracaktır… Sarhoşluk sonrası kötü baş ağrısı bir virajdır bu… Arabayı başkası kullanır sanki kontrol yok… Tüm takıntılarınız tehdit eder sizi… Hafızanız… Mazoşist vurgular… Şimdi dünya, siz ve size sunulanlar karşı karşıya… Uyum bitti… Savaş son hızda… Patlayıştan yangına geçiş makamı… Şimdi kazandıklarınızı kaybetmeme dönemi… Tehlike- tutku -sapkınlık…jilet- silah- kan…fanatizm… korucular kiralarsınız kendinize… oluşturduğunuz koca dağda zirvede kimse engel olmamalı size… feda ettikleriniz dikilir karşınıza…sistem sizi çöplüğüne sürecektir birazdan… üçüncü büyük yıkım…sütten ayrılmış…kozanızda pörsümüş…kırmızıda harcanmışsınızdır…sistemin korunma mekanizmalarını edinirsiniz… sizi sizden, coğrafyanızdan bütünlüğünüzden koruyan korucular… karşı fikirleriniz… kimliğinizi yeni sahiplenmeye başlarsınız belki ama vakit geç edindiklerinizden ayrılamazsınız… uçurumun tadına bakamazsınız yeniden…tüm ruh halleri iç içe… ilk defa delileri, uyumsuz ilan edilenleri anlarsınız… güzelliği kırmızıyla anlatmak zorunda kalanlar… uğruna kendinizden geçtiğiniz her şeyin bir devamlılık oyununun gereği olduğunu, rolünüz bittiğinde aşağılanacağınızı görürsünüz… dağlarınızda mayınlı sahalar… bitsin istersiniz bu kırmızı merasim… kırmızı kaostur biraz…tarihin zenci yanı… biter…biter…yoğunluğunda ilk kıvılcımı yaratarak… altıncı viraj: ateş… ateş…kızıl- turuncu- sarı bir arada… bedenini bu sirensi süreçleri diğerlerine duyurmak için yakanlar… içinizdeki en özgür sürecin su sürecinin baltalanmasından suyu boğarsınız… düşünsel bir buhar yaratılır... ümidini yitiren sistem sizi ateşe verir… açgözlülük…kayıp… zirveden aşağıya inmenin yangını … yolun yarıdan fazlası bitti…ateş etkileyicidir… elleriniz yanarken de bırakmazsınız direksiyonu… eksilmeye başladığınızın sinyallerini alırsınız… sanki tüm yaşadıklarınızı siliniyordur… sistem…vücudunuz…damarlarınız…su azalmaktadır… yaşlılık çizgilerinizden kaçarcasına kullanırsınız aracı… o kadar hayatı istersiniz ki…ateş karşısında dirençsizleşirsiniz… oksijen barındırdığınız oranda yanık…kontrolü kaybedersiniz… yanıp gider coğrafyanız… ateş canlıdır…söndü deseniz de içinizde sürdürür macerasını … dengbej ezgili bir makam çalınır kulaklarınıza… yeşil yakılır…ormanlar ,evler, her şey… içinizdeki yolculuktan geri kalan canlılarda kaçarlar… yeni bir sindirme evresi… Yangından durağanlığa geçiş makamı… Ait olduğunuz gelenekleriniz, diliniz her şey… Her şey… Bomba aslında. Yanan teninizin kokusunu duyumsarsınız… Tanıdık gelir bu size… Caz, rock vurguları… Bütün üçüncü sınıfları tanırsınız… İçinizden çığlık atmak gelir ama sesiniz duyulmamalıdır… Tehdit unsuru olmasanız da, masumum deseniz de siz Bu yerel virajın ruhunu taşırsınız… Ve arada giden savaş zayiatısınız… bu viraj en somut kayıpların virajıdır… Artık çocuğu tarafından, işçisi tarafından küçümsenen bir insansınız… Tüm edinmek istedikleriniz tanrılığınız, sadizminiz geçip gitmiştir… Mazoşistleşir misiniz? Yoksa başkalarının sadist doyumlarının kurbanımı bilinmez… Yinede şiddete maruz kalanlar bir süre sonra özler bu hırpalanmayı… Ateş yüzyılların kutsiyetini de taşır başka açıdan tıpkı kozasından kelebeğe dönüşenler gibi. Yıkım, yok etme alanı olduğu kadar bir gizemim kudretini taşır ateş... İçinizin ısısı, yankısı belki biraz... eee ateş virajındaysanız demiri anmamak olmaz... Ateş uyanıştır, haberleşme... Dağlara sürülenlerin zafer bildirimi... Çok yağmur yağdığı günlerde dışarıya ateşte olgunlaşmış, közlenmiş demir atılırmış zamanın da dursun diye... Belki sistemin yarattığı yangında unutulmuş olsa da birçok şey, ateş bu yerel virajın tarihinde büyük bir göstergedir... Renklerinin içimizi nedensiz sızlatması bu alt bilinçtendir belkide... Artık anlarsınız her virajın aynı kavram içinde iki yüzü var... ateş hem asaletin ve boyun eğmemenin, hem yanıp küllerini dönüştürememenin adresidir... Yola hangi amaçla yaklaştığınız önemlidir her zaman... Bilgilendirme işaretleri sürekli uyarır sizi yangın tehlikesine karşı... Sıcaktan ve panikten buharlaşmaya başlarken bilinciniz... Arabanız mı havaya uçacak yol mu bilemezsiniz... kırmızının naylon soyuna dönüşmesidir bu viraj... erirsiniz bütün fazlalıklarınızdan ve viraj bitmek üzere birazdan savaş sonrası bir sessizlik yaralarımızı sarma… yedinci viraj: ova Yatay düzlem… Sarının sıcaklığı… Güneş… Bir Van Gogh sıcaklığı… Sarmal… Yaralarını sarmak… Ermek… Şükretmek belki… Düşük hız… Yolun yarısı bitti olgunlaşma… Umut… Artık yerleşme… Uygarlığın tohumlarını ektiği mekân… Geleceğe aktarım… Başak kokusu… İsyanlarınız, savaşınız biter bir barış süreci… Savaşın, kırmızının tırmanışın tortularını atmak üzerinden… Bilen kişi olmak… iddiaların koşturmaların işe yaramazlığını anladığın biraz daha tanrısal, ruhani mırıltıları benimsediğin bir viraj… Tasavvufi makamlara kaydığın… Artık yaşamın gücüne olan inancınız sarsılmazdır... Yangından sonraki yaraları sarma sürecidir ova... Kullanılacak bir toprak yığınısınız ama insan her koşulda yaşamaya devam eder... Bir sonraki virajı merak duygusunu yenemez... o yüzden eşeler usulca toprağı dualar okur... Doğayla, geçicilikle barışır çünkü başka şansı yoktur... Tırmanış yok sanırsınız yeni asfalt dökülmüş bir yolda geniş alanda sakince sürersiniz aracı... Bilgeleşmektir bu süreç... Durağanlıktan umuda geçiş makamı… Elindekilerle yetinmeyi öğrenmektir ova... Ve bir an önce unutmaya çalışmaktır yaşananları... Hiçbir şeye karşı duracak gücünüzde yoktur... hırslarınızdanda arınırsınız, yaşam terbiye etmiştir sizi... Sürekli korkuyla kaza yapması önlenen çocuklar gibi ikna edilirsiniz sus makamına… Tıpkı olgunlaşmış demir gibi... Renginizde belirgindir artık çalkantı yok, sizden geçmiştir... Gitmiştir giden... Sabır kazınmıştır bilincinize… Nefes kontrolünü iyi öğrenmiş bir operacı edasıyla nerde susup, nerde konuşmanız gerektiğini bilirsiniz... Ciğerlerinizdeki havayı son zerresine kadar idareli kullanmayı… Heyecandan tıkanma yok, yanlış yerde nefes alıp cümlenin vurgusunu etkisizleştirmekte… Kayıplarınız diz boyudur. Sanki süt sürecini su ve dağ sürecini siz yaşamamışsınız gibi... Özgünlüğünüz boğulmuştur... Yinede bu enkazdan arta kalanları çöplüğünüzden ayıklarsınız bir ova yaratırsınız kendinize... Sarının altın, umut rengine kapılırsınız. yaz mevsimidir sanki bu viraj... Terledikçe toprağa aktaracaklarınızın heyecanı sarar sizi... iç içe iki viraj daha... Tüm toprağı eşeleme durumlarınız bittiğinde ve siz yatayın hâkimiyetiyle yetinirken, yer çekiminden esinlenmiş kültürel çekimle, atasözlerini daha çok gündeme getirip, sarılmak karşı çıktıklarınıza… Hiçbir uçurumun sizi engellemesine izin vermezsiniz... Toplumun uysal çocukları... Birde uyumsuzlar vardı… Her virajı kendi fırtınasında yorumlayanlar... Onlarda daha engebeli yerlerden küçük bir tarla yaratır kendine… Herkesimin bir ova süreci vardır... Tüm virajları olduğu gibi... Neyi tercih ederseniz edin daha doğrusu size ne tercih ettirilirse ettirilsin değişmiyor insanlığın süreçleri... Yerelde de evrenselde de aynı süreçler iki farklı kutup içinde aynı işler... Artık yadırgamamayı öğrenirsiniz, gülersiniz hırsınızın size zamanında yaptırdıklarına... Ne kadarda az kaldınız bu yolda ilerledikçe geri dönüş yok bilirsiniz… Ne anne karnına, ne o ilk çiğ süt tadına... Birazdan sekizinci virajın fark ettirmeden girdiğiniz coğrafyasında tohum fısıldayacak size şarkısını... Kendinizden yeni bir ürün oluşturma... sekizinci viraj: tohum... Gittikçe sona yaklaştığınızın sinyalleri sınar sizi... Tohum... Geleceğe bir ekleme yapma sevdası... Duyu organlarınız tazeliğini yitirmiştir artık teninizde... Tazeliğe olan ihtiyacı tohumlar ekerek törpülemek... Yaratığınız tarlaya tüm yaşananlardan edindiklerinizi eklersiniz… Ölünceye kadar beslenmeye ihtiyacımız var nede olsa... Tohum yeni bir akıma imza atmak... Ya da her gün söylenen bir şarkıyı kendi sesinizden duyma isteği... doğum sancısı gibidir bu viraj... Sanki yüreğinize ektiğinizi, yaşama armağan ederken ölseniz doğum yapan bir kadın gibi bütün günahlarınız silinecektir... Çünkü her şey geriye bir şey bırakmak ister... Çok temkinli olamadığınız kadar özenli ve sevgi dolusunuz, bırakacağınız her neyse değişmez ha bir suç tarikatını geleceğe bırakın, ha bir devrimci çağrıyı… Herkes işinin aşığıdır bu virajda... Herkes sanat icra eder gibi dikkatli... Ön hazırlıkları tamamlayıp ekmeye başlarsınız inancınızı. Filiz oluşunu, serpilmesini görebileyim diye duaya durursunuz. Bir gün daha fazla yaşamak bile sizin için her şeydir... Duaya durursunuz artık her şey havanın toprağın suyun ve güneşin rahminde… Neye inanıyorsanız o kıbleye dönersiniz yüzünüzü... umuttan kıyamete geçiş makamı... tüm gizli istemlerinizi, isteyipte yapamadıklarınızı belki gerçek renginizi aktarmak istersiniz tohumunuzla... yeniden dirilme inancıdır tohum... yer yüzünü bir daha taze kanla his etme sevdası...hamileliktir belki...unuttuğunuz birşey vardır yinede çoğunluğun unuttuğu... toprağın genleride önemlidir, ruhuda.bunu göz ardı edersiniz hep.. sistem sevginin bütünleşmesinden birşeyler yaratmanın ruhunu alır sizden... egolarınız, gelip geçicilik duygusu, bir an önce döllemek ister toprağı...kadını...ideolojinizi ...inandığınız neyse onu... toprakta, kadında sunduğunuzu sevgisizliğe dönüştürerek alıyor belkide intikamını.. eksik süt tadıyla bütün öfkelerini emziriyor tohuma...filize yada... sonra hep eksiz, hep yarım yamalak ürünler yaşam sahasında... kaç kişi düşünür toprağın kadının iç sesiyle ortak bir şarkıya yazılmayı...ani bir öfke nöbeti gibi bir an önce boşalarak karşı tarafın istemlerini düşünmezsiniz bile... bu da bir sistem kaodsudur...yetersiz olduğunuz duygusu daha bir sorumsuz kılar sizi...çünkü sorumlu olmak suçlu olmaktan daha zordur herzaman...onun için kendi iç çırpınışlarımızın sesi diğer insanları, nesneleri, olguları algılama yönünüzü zayıflatır... çünkü birlikte isteyerek ve iki ruhun karması bir çocuk, çoğumuzun aldığı gibi yol almaz bu virajlarda bir sonrakini de düşünür...onun için düzeltir yolların yara bereliğini... işte kozasından kelebek olup uçabilenlerin mayasında bu vardır...ve bu yüzden bütün virajları onlarda geçer ama geriye güven ve umut bırakır...çölle bütünleşen bir kelebek yada okyanusla, kutuplarla...yerel incilerini evrene serpiştirenler... sevginin tohumunu seve seve içine alır toprak, kadın...ve birikimiyle mineralleriyle en mükenmeli yaratmaya çalışır... çok görkemli bir düettir bu viraj... kadın ve erkegin tangosudur... iki beden, cinsiyet ,ruh arası didişme...yada uyumla birleşme...son viraja gelmenize az kalmıştır... bir baykuş bakışı vardır sanki üzerinizde, bir an önce ne ekebilirseniz ekeceksiniz...çünkü son viraja girdiniz ne kadar asgari hızda sürdüysenizde nafile... geri dönüş yok...aracı durdurma lüksünüz yok... yol tek yönlü ve arkanızda başka araçlar... organlarınız size rağmen kullanır aracı... yaz bitti... dokuzuncu viraj :ölüm... herşey ağıt seslidir artık sizin gökyüzünüzde... bir tek inandığında direnler ektiği tohuma güvenenler huzurlu bir ninninin geçmişten gelen huzurlu sesiymiş gibi karşılar ölümü... birtek doğayla barışını bozmayanlar... doğanın şarkısına kulaklarını tıkayıp, elekto vurgularla duyma yeteneğini köreltenler değil... sistemlerin yarttığı aldatmacaların perdesini indirebilenler... birgün yolun son bulacağını unutmak için bulabildiği tüm uyuşturucu yatıştıcıları alanlar değil...geleceğe maddi ve kariyerist vurgular bırakanlar değil... tüm virajlar tercihiniz ne olursa olsun vardır.... ve ne olursa olsun her tohumun yeniden dirilme sürecide vardır... tüm kısıtlama ve yasaklamaların soru işaretleri asılıdır boynunuza... ve artık görmekten gelemiyeceksiniz. herkes, herşey, bırakır ellerinizi.... birazdan suyla uğurlayacaklar sizi... tüm virajlarda çektiğiniz fotoğraflar geçecek belleğinizden ve usulca susturulacak şarkı... son makam... mozartın bilmekten çıldırmış gözyaşları...
|
GALERİ |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Copyright © 2004-2009 hocvanhaber.net Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi kullanılamaz. Altyapy: MyDesign Haber Sistemi |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||